Ülkemizdeki rol modellerin başarı algımıza etkisi

0
434

50 Yaş Gözüyle, Satışın 10 Altın Kuralı ve Duygusal Zeka kitaplarının yazarı ve eğitim koçu Taner Özdeş, hayat hikayesinden belli kesitler paylaşarak başarıdan öz değerlerimize kadar bir çok konudaki deneyimlerini paylaştı.

Her insan bir diğer insanın ilerlemesine araç oluyor. Bir insan kendince diğerinin iyi yanını kopyalıyor. Türkiye’de şu öğretiliyor, ’’İnsanlar başarılı insanları örnek alırlar’’ Ancak ülkemizde yanlış örnekler oluşturuluyor ve bu yanlış örnekler diğerlerine kötü rol model oluyor. Arda Turan gibi, Ali Ağaoğlu gibi yanlış örnekler oluşuyor ve diğer insanlar da yanlış rol modelleri örnek alıyor. Bunun nedeni ise medyatik olmaları ve bu insanlar, girişimcileri olumsuz etkiliyor. Bir insanın hedefleri doğrultusunda çok para kazanması, topluma ya da doğaya faydalı bir şey yaptığı için o parayı kazandığı anlamını taşımaz. Hayat işten ve çok para kazanmaktan ibaret değil. Göz önünde bulunan insanları hep başarılıymış gibi anlatıyorlar. Kimse bu başarılıymış gibi görünen insanların yaratmış olduğu ilüzyonu eleştirmiyor. Körü körüne de bir çok insan onları örnek alıyor. Bir insan çok basit bir şey ile de dünya tarihine geçebilir. Başarı faktörü herkese göre farklıdır. Başarı bence para, şöhret, statü ve güç ile ölçülmemelidir. Her insan dünyaya, topluma ve ailesine verdiği değerle ölçülmelidir. Herkes paraya odaklanırsa dünyada kim iyilik yapacak?

Amerika umut, Türkiye umutsuzluk olarak görünüyor

Amerika’da birçok deha bulunuyor. Başarılı insan sayısı çok fazla. Amerika’nın dünyada yansıması ‘’sürü ile deha var’’ şeklinde ama dünyada bir çok kişi Amerika’yı kötü olarak tanıyor. Çünkü Amerika, dünyaya daha çok kötü özellikleri ile yansıtılıyor. Aslında orada bir sürü insan sıfırdan başlayarak başarabiliyor. Türkiye şu an da umutsuzluk, Amerika umut olarak görünüyor.Medya maalesef insanımızı, bir şeyleri değiştiremeyeceği, her şeyin daha kötü olacağı fikrini düşünmeye zorluyor. Üç kişi yurt dışına çıktığında, medya ,Türkiye’de insanlar kaçıyor gibi gösteriyor. Bu durum da insanları başarmaktan alıkoyabiliyor.

35 yaşına kadar kitap okumazdım

Danışmanlık ve kişisel eğitim sektörüne hasbel kader girdim. Tüm bu okuma merakım sektöre girdikten sonra oldu. İşimi yapmak için kitap okumam gerekiyordu ve bol bol kitap okumaya başladım. İşinizi iyi ve doğru yapmak, hayatınızı yönlendirmek için bol bol okumamız gerekiyor. Bunun yanında gözlem de yapıyorum.
İnsanın kendisini yönetememesinin nedeni hayat amacını bulamamış olması, bir hedefi olmaması ve kendini keşfetmeyi reddetmesinden kaynaklanıyor.

Ortalama 5 buçuk saat uyuyorum

Uykumu yaratıcılığıma negatif etkilemeyecek, sağlıma zarar vermeyecek, motivasyonumu düşürmeyecek şekilde ayarlıyorum. Geri kalan kısmı da verimli kullanmaya çalışıyorum. Gün içinde 10 dakika gibi küçük kaçamaklar da yapıyorum Netice de 7 saati geçirmeden uyku düzenimi ayarlıyorum.

Çok okuyor, seyahat ediyor ve pozitif düşünüyorum

Motivasyonumun büyük kısmı vermekten geliyor. Sürekli insanlara bir şeyler vermeye odaklanıyorum. İnsanlara bir şeyler vermekten büyük keyif alıyorum. Zamanımı doğru yerlerde geçiriyorum. Her eğitim verdiğimde insanları aydınlatmak bana büyük keyif veriyor. Yayınladığımız kitaplar, verdiğim seminerler, sosyal medya paylaşımları ve eğitim videoları ile eldeki veriler ışığında dünyada milyona yakın insana dokunduğumu düşünüyorum. Bu da beni besliyor. İnsanların yaptığı olumlu yorumlar iyi hissetmeme ve enerjimin daha da artmasına vesile oluyor. İnsanın sevdiği işi yapması mutluluk için yeterli bir şey. Mutluluğu bulamayan insanların çoğu, mutluluğu para ile satın almaya çalışarak, güçlü konumdakiler ise zayıf insanları ezerek mutlu olduklarını düşünüyorlar.

Türkiye’de yanlış algı yaratılıyor ki algı gerçektir

Toplumdaki algı toplumun gerçeğidir. İnsanlar bezmiş hiçbir şey yapmıyorlar. İnançlarını kaybediyorlar. Yurt dışına gidiyor veya yanlış rol modeller örnekleyerek ahlaksızlığı rol alıyorlar. Çiftlikbank örneği gibi mesela. Onun gibi insanlar çok var. O kadar çok örnek var ki, bu basına yansıyan kısmı. Türkiye’de çok fazla dolandırıcı var ve hala umutla bu insanların peşinden gidenler var. Kısa yoldan para kazanayım, köşeyi döneyim algısı oluşuyor. Çaba ile alın teri ile bir yerlere gelmek yerine, kötüye kullandığı beyni ile üç kağıt yaparak bir yerlere geleceğini düşünüyor. Medya, topluma bunu özellikle gösteriyor. Mesela iyi bir rol model olacak birini örnek vermemiz gerekirse; Mustafa Güneri’nin ‘’Bodrum Mutfak’’ adı ile Bodrum’da bir marka olduğunu düşünüyorum. Bodrum’dan dünyaya mutfak ekipmanları satıyor. Büyük bir vizyondur. Mustafa bey sıfırdan gelmiş biridir. Bu tür insanları ön plana çıkarmak gerekir. Bir diğer örnek olarak bahsedebileceğim Artemis’ten gayrimenkul uzmanı Metin Sığırtmaçtır. O da aynı şekilde sıfırdan yükselmiştir. Bu gün Bodrum’un önde gelen gayrimenkul alım satımlarını başarı ile yapmaktadırlar. İyilik, doğruluk, çalışkanlık daima kazandıracaktır.

İnanç hayattaki önemli gerçektir

İnsanın bence neye inandığı ve neye değer verdiği, bir insanın mutluluk ile mutsuzluk arasındaki farkıdır. İnançsız insan hedefsiz, mutsuz, yoğunluğu bulamayan biri olmasına neden olur. En güzel inanç; insanın iyiliğe, doğruya, güzelliğe, başarıya, arkadaşlık ve dostluğa inanmasıdır. Doğru değerler, doğru inançları yaratır.
Başarmak insanın inandığı, değerli gördüğü bir konuda kendisine hedef koyup onu başarmasıdır. Başarı insanın tamamen kendisiyle ilgilidir. İnsanın başarısızlığını çıktığı yolda bir adım olarak görüyorum. Bir merdiven basamağını düşünün, başarısızlığı öğrenmesi bir sonraki basamağa geçmesi için gereklidir. Başarı, cesurların gerçekleştirebileceği bir şeydir. Başarı süre ile değil anlam ile ölçülmeli diye düşünüyorum. İnsanın kaç sene yaşadığı değil nelere değer verip nasıl bir anlam kattığı önemlidir. Bir tarafta evde oturuyorsunuz hiçbir şey yapmıyorsunuz zaman geçiyor gün bitiyor. Bir tarafta her gün dünyaya bir değer, bir anlam katıyorsunuz. Dolu dolu vakit geçiriyorsunuz. Atatürk örneğimiz var. 60 yaşını bile görememiş ama kaç tane kitabı dolduruyor.

En büyük aşkı Bodrum’da buldum

1983 yılında Bodrum’ a bir tur yapmıştık. Eşimle Bodrum’ da tanıştık. Eskiden çok fazla kişisel gelişim konusunda bir merak vardı ki o zamanlar tabi internet yoktu. Bodrum Ticaret odasında eğitim verirken Mustafa beyin (Mustafa Güneri) bir çalışanı beni takip ediyormuş. Eğitimden sonra yanıma geldi ve, ‘Patronum Mustafa bey ile tanışır mısınız?’’ dedi. Bizi tanıştırdı ve Mustafa beyin yaşam koçu, eğitim koçu oldum. 4 sene kadar eğitimler verdim. Bir süre danışmanı olarak ofisinde çalıştım. Ekibine yeni açılımlar kazandırdık ve birbirimize çok şey kattık. Kendisi de sağ olsun bizi daima onure etti. Bodrum’ a geldiğimde her defasında olan sıcak sohbetlerimiz bizi, aynı masada buluşturmaya devam ediyor. Onunla hayatta dair ortak bir algımız vardır. Mustafa bey en son ‘Şampiyon’ filmini izlemeye gidiyor. Ben de o filmi çok severim ki ağladım izlerken. Türkiye’nin değerlerini çok iyi yansıtan bir filmdir. Müslüm ve Şampiyon filmi insanlığa ve Anadolu’ ya bakışımı çok değiştirmiştir. Orada bir cümle duymuş ve zihnine kazımış Mustafa bey, ‘Bizler çok kalabalığız’. Ben de kendi içimde şöyle yorumladım onu. ‘Biz yalnız değiliz’. Bu dünyayı kötülere bırakmayacak kadar kalabalığız. Yeter ki inanalım. Cesaretle daha çok iyilik yapmaya devam edelim. Kötülüğü yenmenin tek yolu, daha çok iyilik yapmaktır”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi buraya giriniz